Nedir bu PYP Eğitim Programı ?

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba,
Bebeğimin olması neden bu kadar uzun zaman yazmamamın en geçerli nedeni:)
Öğretmenliğe ara vermiş olmakla, okuldan gelmesini oturup bekleyen, çalışmayan ama okumuş anneler ile tanışıp sohbet ederken buldum kendimi. Okullara, öğretmenlere, eğitim sistemine, programlara farklı bir pencereden bakma imkanı bulmak da güzel doğrusu.Birçok ebeveyn çocuklarını hangi okula kaydettirecekleri konusunda çok kaygılı.Bir çok eğitim sisteminden, programından bahsedip o girdabın içinde kaybolmak üzereler.Ben de artık bloguma geri döneyim ve nedir bu özel okullardaki programlar biraz yazayım istedim.

İlk olarak PYP eğitim nedir, uzatmadan, sıkmadan anlatayım :)

PYP, Uluslararası Bakalorya Organizasyonu(IBO)’nun üç programından biridir.
1-PYP- Primary Years Programme( ilk Yıllar Programı): 3-12 yaş arası çocuklar için alanlarüstü bir öğretim programdır.
2-MYP- Middle Years Programme ( Orta Yıllar Programı)
3-Diploma Programme ( Diploma Programı)

PYP, aktif bir öğrenme yaklaşımını savunmaktadır. Eğer çocuğunuzu PYP eğitim programını kullanan bir okula gönderirseniz onun; araştıran-sorgulayan,riski göze alan, bilgili, ilkeli,dönüşümlü düşünebilen,etkili iletişim kurabilen, eleştirel ve yaratıcı düşünebilen, saygı-hoşgörü gibi tutumlar geliştirebilen,işbirliği yapabilen, çatışmaları çözmede başarılı, gözlem yapan, özyönetim becerileri kuvvetli (büyük kas becerileri, küçük kas becerileri, zaman yönetimi vb.) istiyorsunuz demektir.
Kısacası bu program öğrencilerin akademik ihtiyaçlarının yanında sosyal, fiziksel, duygusal ve kültürel açıdan da ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlamaktadır. Tabiki bu programda öğretmenin rolü yine çok büyük.

Umarım kısaca anlatabilmişimdir.
Sevgiyle…

Genel kategorisine gönderildi | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Her şey Mükemmel Olmalı !

Bir çocuk doğduğunda en yakın arkadaşları anne ve babasıdır. Anne ve baba yaşama açılan bir kapıdır. Çocuk o kapıyı aralar ve yaşamı öğrenmeye başlar. Anne baba da o kapıdan baktırırken sürekli korumaya çalışır bebeğini.Onun için her şeyi güzel ve doğru yaptığına emin olmak ister. Tam da şuan bunu en yakından hissedenlerden biriyim ben de bir anne adayı olarak… Kaygılar, korkular vs. Bunlara kaptırmışken kendimi, durup  ” Sakin ol dedim kendi kendime, yavaş ol, yavaştan al, bu bir proje değil…”

Bütün bu düşüncelerin ardında aslında eğitimli anne baba olmak yatıyor.Eğitimli anne babalar iyi çocuk yetiştirmek, “her şeyde olduğu gibi” ebeveynlik konusunda da “mükemmel olma” çabasıyla daha anne karnında olan bebek için bile doğru şeyler yapma kaygısının, korkusunun altında boğulmaya başlıyorlar. Elbette ki annelerimizin, babalarımızın, büyüklerimizin dediği gibi ” Biz sizi böyle kitaplardan mı büyüttük, rahat olun, çocuk bu büyür gider…” durumu söz konusu değil, çünkü artık algılar, çevre, bakış çok farklı…

Eğitimli anne ve babalar çocuklarının dünyasında sürekli doğruyu yapmaya çalışır.Çocuk bu beklentilere cevap vermezse “hayal kırıklığı”na uğrarlar. Aslında buradaki durum ebeveynlerin kendi takıntılarını, hırslarını kamufle etmek için çocuklarını kullanmasından başka bir şey değildir ne yazık ki. Mükemmeliyetçi anne babaların çizdiği o ışıklı yolda gitmek zorunda olan akıllı ama mutsuz bir gelecek vardır.

Umarım benim bebeğim mükemmeliyetçi anne ve babasının altında ezilmez, üzülmez, o ışıklı yolu kendi çizer ve ilerler.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

“EVET” ya da “HAYIR” işte bütün mesele bu!

Ne çok kullanırız bu iki kelimeyi;EVET ve HAYIR

Aslında EVET kelimesi daha kolay gelir, kırmak istememek için, olumlu olduğu için, HAYIR’a göre daha kolay olduğu için, bir işten kurtulmak için, uğraşmamak için, geçiştirmek için,için için…daha bir çok şey için…

Oysa ki “hayır” demek zordur, karşındaki kırılır, gücenir,küser,olumsuz imaj çizersin, agresifsindir, kuralcısındır vs. vs.

Peki iş çocuklarımıza gelince n’olacak?

Çocuğunuzun ileride çok kötü bir kişiliğe sahip insan olmasını istiyorsanız ona “EVET” demeniz yeterli!

Evet biliyorum, çocuklarımız bizim için dünyanın en değerli varlıkları, onların bir damla gözyaşı bizim için cehennem sevgili anneler, biz yemedik onlar yesinler, biz giymedik onlar giysinler mantığı nesillerdir annelerde varolan ve varolacak bir duygu.Herşey onların mutluluğu için.Peki mutluluk nedir?Çocuğumuzun mutlu olduğunu nasıl anlarız? Ona EVET diyerek mi? Her istediğine EVET diyerek mi? Hayır sevgili okuyucu kocaman bir HAYIR!

Eğer çocuğunuzun iyi bir karaktere sahip olmasını istiyorsanız, empati ve karar verme becerisininin yüksek olmasını istiyorsanız, güçlü olmasını, ayakta durmasını istiyorsanız, ileride insanlardan yiyeceği kazıkların karşısında eğilmemesini istiyorsanız, içiniz cızz bile etse EVET demeyin,HAYIRlarınız olsun,bilsin ki dünyada sadece EVET yok, bilsin ki o da herkese EVET demek zorunda değil.Bilsin ki hayatta herşeye hemen sahip olunamayabiliyor, bilsin ki mücadeler etmek kazanmak gerekiyor.Bilsin ki onun da herkes gibi sınırları var, sınırlarını korumak onun elinde.Sınırlarını bilmek de onu değerli ve özel bir kişilik haline getiriyor.

Unutma sevgili okuyucu senin HAYIRın olursa çocuğunun da HAYIRı olur,

ve bu da onlar için çok HAYIRLI olur.

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın
Çocukken reklamlar ne kadar da önemliydi, hem kısa, anlaşılır, hem de eğlenceli…
Bir reklamda sandalyede oturmuş, ayaklarını buzdolabına sokan sıcaktan bayılmış bir amca vardı. Bir taraftan gazozunu içiyor bir taraftan da bu sıcakta en soğuk burası diyordu.
Başka bir reklamda da “Uzaylı Zekiye” birisiyle evleniyordu, ama nikahsızdı. Müstakbel kocası evine götürmek isterken ” gelmeeem” diyordu, kocası da “nasıl gelmezsin, sen benim karımsın.”  dediğinde “e ispatla” diyerek lafı yapıştırıyordu. Tam o sırada ekrana kocaman ” Eşinize hükümet nikahı kıyın ” gibi bir cümle büyük harflerle gösteriliyordu. Çocukluğumda aklımda kalan reklamlardan birkaç tanesi…
Bir çocuk üstüne yemek döküyor bir reklamda sonra üzerine hemen bir çamaşır makinesi düşüyor, onu yıkıyor ve gömleği temiz oluyor ve hatta bu reklamın şehir efsaneleri de bitmek bilmiyor o senelerde. Bilmem kim hanımın çocuğu annesi kızmasın diye kardeşini çamaşır makinesine atmış diye… işte o an reklamdan soğuyorum, sevmiyorum artık, eğlenmiyorum…
Reklamcılık yüzyılın son çeyreğinden itibaren giderek daha da oburlaşan bir iştahla çocuklara yöneliyor :(
Los Angeles Time ‘ a konuşan bir reklamcı şöyle diyor : “İyi reklam insanlara o ürünü almazlarsa çok şey kaybedecekleri duygusunu verir. Çocuklar buna karşı çok duyarlıdır. Onlara bir şey almaları gerektiğini söylerseniz buna direnirler. Ama almazlarsa tavuk olacaklarını söylerseniz birden dikkat kesilirler. Çocukların duygusal incinebilirliklerini kaşımak çok kolaydır, zira onlar çok incinebilir varlıklardır.” *
Reklamlarda çocukları kullanmanın, reklam şirketlerinin çocukları giderek daha erken yaşlarında ele geçirmek istemesi, bazı marka isimlerinin çocukların zihinlerine kazımak, arzu yaratmak çocukları potansiyel müşteri görmek işte bu yüzden. Daha sonra ellerinde tutmak istemeleri yüzünden.
Reklamcıların bu stratejisini çocuklar üzerinde kullanmalarına izin vermememiz gerekir. Derslerde de konuşuyoruz, en sevdikleri reklamları soruyorum öğrencilerime. Hemen hepsinin içinde şiddet var. Farkında değil kuzucuklar, olamazlar da. Bizler bile farkında değiliz bilinçaltımıza neler kazınmak istendiğinin. Çalışmalar saldırgan reklamcılığın çocukların iç dünyasında izler bıraktığını gösteriyor. “Küçük potansiyel müşterileri” en saf, en temiz yerinden vuruyor,
Vurdurtmayalım, çocuklarımızı kullanmalarına izin vermeyelim,
Reklamları izlettirmeyelim,
İşin çözümü basit: zaplamak
Hangisi daha basit? Sağdaki :)
* Paragraf Yazar Kemal Sayar’ın” Ruh Hali” kitabından alıntıdır.
mutlu sibel bağcı tarafından tarihinde gönderildi | Yorum bırakın

Can Sıkıcı Bir Konu: ÖDEV

Hatırlıyorum da ilkokulda öğretmenim ödev verdiğinde kitapta sonu açıklayınız ile biten cümlelere cevaben “tamam” yazardım deftere.
Cevaplar
1-tamam
2-tamam
3-tamam
Öğretmenim kızardı “neden açıklamadın?” diye. Ben de “sözlü olarak açıkladım öğretmenim” derdim :)
İtiraf edelim hiçbirimiz küçükken ödev yapmayı sevmedik, anne baba zoruyla, oyuncağımız elimizden alınmasın, dışarıda yarım saat oynamamıza daha izin verilsin diye bir çırpıda ödevlerimizi yaptık. Yıl 2013 durum AYNI… Öğrencilik yıllarımızı hatırlayarak çocuklarımıza yaklaşmalıyız bence. Çok sıkmamalıyız, ödev yapmadı diye ceza vermemeliyiz mesela. Örneğin ödevlerini yaparken teneffüs araları vermeliyiz. Örneğin 15 dakika ödev 5 dakika ara sonra tekrar 15 dakika ödev 5 dakika ara gibi. O aralar için ödevini yapmak isteyen çocuk 21 gün içinde sorumluluk sahibi bir “ödevmatik” e dönüşecektir.1. sınıftan başlayarak süreyi ayarlamak anne-babaların elinde tabi. Bir de mümkün olduğunca geceye ödevi bırakmamaya çalışmak. Sıkılınca zorlamamak, çalışacağı ortamı mümkünse sade tutmak.Sade tutmak demişken; çocukların dikkati çabuk dağılıyor. Son zamanlarda her üç anneden biri çocuğunun dikkat dağınıklığı olduğundan bahsediyor. Bunun nedeni odasının dört bir yanını saran rengarenk oyuncaklar olabilir mi sizce? Peki bu ortamda algısı açık olan çocuğun ödev yapmak istememesi, dikkatini verememesi, konsantre olamaması normal değil mi? Ne kadar önerim olursa sevgili okuyucum üzülerek söylüyorum ki çocuğunuzun bu eğitim yolculuğunda zirvedeki konu ÖDEV olacak, yeter ki çocuğunuzun ödeve bakış açısını değiştirin, değişim sürecinde onlara yardımcı olun.
Ödevlerini günü gününe yapanlara bir alkış, darısı herkesin başına… :)
Genel kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Biz / Ben

Okul başlayınca velilerde bir telaş bir telaş…
Haklılar da. Her veli çocuğunun en iyi şartlarda okumasını, “büyük adam” olmasını ister.Bu güzel ve zorlu maratonda da çocuğuna destek verir.Bu çok önemli bir adım tabiki.Ancak bazen çocuğun “ben” olması gerektiği durumda “biz” olmak zorunda kalır Nasıl mı?

Biz bugün ödevimizi yapamadık.
Portfolyo dosyamızı yarın getirsek olur mu?
Lütfen bize bir hafta daha tanıyın.

Öğrenci bu durumda ödev ya da görevlerin kendisine değil de annesine ya da babasına verildiğini düşünür.Unutunca annesine kızar neden hatırlatmadın diye.Babasına çıkışır neden almadın diye.Sonra anne babalar sorumluluk alma konusunda uzmanlardan öğretmenlerden yardım isterler.

Tabiki çocuklarımıza yardım etmeliyiz, onları desteklemeliyiz ancak bu destek onları sorumluluklarından çıkarma aşamasına gelmemeli.Öğrenci ödevini kendi yapmalı, unuttuğu zaman bunun sorumluluğunun kendisine ait olduğunu bilmelidir.O zaman herşeyin mayası olan, başarıya kavuşturan “sorumluluk alma” kavramı gelişir.

Çocuğunu uzaktan takip eden ve destekleyen, sorumluluk almasına izin vererek ona kaliteli bir gelecek sağlayan anne-babalara selam olsun…

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Fırtına Öncesi Sessizlik

Sene boyunca beklenen ve çabucak geçen tatilin bitmesine çok az kaldı.Çocuklar oynamaya doyamamışken okulun açılması yaklaşınca hatırlanan ödevler, okunması gereken kitaplar hafızalarda yer etmeye başlar ve evde fırtına öncesi bir sessizlik olur.Genellikle bu dönemlerde öğretmenler aranır “Hocam, lütfen kitap okumasını söyler misiniz, bizi dinlemiyor ama sizi dinler…” şeklindeki cümlelerle son iki haftaya bunların hepsi sığdırılmaya çalışılır.Tabi bu arada anne-babaların canına tak eder :)
Peki Ne Yapmalı?
“Kitap okursan veya ödevlerini yaparsan sana şunu alacağım, bunu vereceğim” denilmemeli (çünkü çocuklar daha sonra yaşamın her şeyin karşılıklı olduğu bir pazar sanıyor),
Kitap okumaya beraber başlamalı ve her gün bir önceki sayfanın bir fazlasını, daha sonra ritmik sayabiliyorsa örneğin 2 katını ya da 3 katını okutmayı oyun haline getirmeli,
Kitap alırken çocuğunuzun yaş ve beğenisini göz önünde bulundurarak kitaplar seçmeli ve bunlar arasında ona tercih yaptırmalısınız.Böylece çocuğunuz hem kitabı kendi seçtiği için karar verme becerisini arttıracak hem de sizin kontrolünüzdeki kitaplardan birini okuyacaktır.
Öğretmene ya da babaya söylemek konusundaki tehditlerle bir yere varamayacağımızı bilmeliyiz.Bu durumda bir öğretmen olarak şunu da belirtmeliyim ki böyle bir durumla karşılaştığımda öğrencim adına üzülüyorum,çünkü yaşamı boyunca bu nokta zayıf noktası olacak ve tehditlere boyun eğmek zorunda hissedecektir.
Yine tatil boyunca yazı yazmadıkları için çocukların yazılarının bozulduğuna inanılarak yazı yazdırılmaya çalışılır.Okumak neyse de yazmak her zaman yavru kuşlar için işkence olmuştur.Çünkü hep bir beklenti vardır.”İnci gibi yazmak” deyimini bilmeden inci gibi yazmak zorundadırlar:)
Peki Ne Yapmalı?
Yaz aylarında terlik ve sandaletlerle ne de güzel rahat ederiz öyle değil mi? Sonra sonbahar olur kapalı ve topuklu sıkıcı ayakkabılarımıza geri dönmek zorunda oluruz,En rahat dediğimiz ayakkabımız ayağımızı sıkar ama giydikçe tekrar rahat olacağını biliriz, nasılsa bir iki denemede eski haline döner.İşte yazı yazmak da böyle bir durum.3 ay boyunca hiç bir şey yazmayıp sonra hadi kızım ,hadi oğlum yaz denildiğinde ayakkabı gibi olur yavru kuşların elleri, ama kaygılanmaya gerek yoktur kısa bir zamanda eski yazısına dönecektir.
Okulların açılmasına iki hafta kala fırtına öncesi sessizliği fırtınaya dönüştürmeden okuma yazma hazırlıkları yapanlara selam olsun :)
Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Bir Mucize Yarat!

Bu blog;

Bir mucize yaratan sevgili annelere,

Gözünden bile sakınan, herşeyin en iyisine layık olan çocuklarının geleceğinin en iyisi olmasını isteyen ebeveynlere,

“Okul” gerçeği ile karşılaşıldığı zaman en iyisi olsun diyen ve “öğretmen”in ne kadar da önemli ve etkili olduğunu görenlere,

Eğitim sisteminin sürekli değişmesinden yakınıp da ne yapması gerektiğini bilmeyenlere gelsin :)

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın